Bir sabah belediye otobüsünde giderken aklıma takılan bir soru olmuştu: Aynı sokakta yürüyen, aynı vergiyi ödeyen, aynı kaldırımı kullanan insanlar neden bu kadar farklı kararların sonuçlarını yaşıyor? Bu soru ilk bakışta siyasal ya da hukuki gibi görünür. Ama biraz durup düşününce, daha derin bir yere dokunur: Bilgi nedir, yetki nedir, sorumluluk nedir? İşte tam bu noktada felsefe devreye girer. Türkiye’de belediyeler özerk mi? sorusu, yalnızca idari bir tartışma değil; etik, epistemoloji ve ontoloji ekseninde insanın birlikte yaşama biçimini sorgulayan bir düşünce alanıdır.
Türkiye’de Belediyeler Özerk mi? Kavramsal Bir Çerçeve
“Özerklik” kelimesi, köken olarak auto-nomos yani “kendi yasasını koyan” anlamına gelir. Bu tanım bile başlı başına felsefi bir iddia taşır: Bir yapı, kendi kararlarını ne ölçüde kendisi verebilir?
Türkiye’de belediyeler:
– Anayasa’da yerel yönetimler olarak tanımlanır
– Seçilmiş organlara sahiptir
– Ancak merkezi idarenin idari ve mali denetimine tabidir
Bu tablo, bizi hemen şu soruya götürür: Özerklik ya vardır ya yoktur mu, yoksa dereceli bir şey midir?
Ontolojik Perspektif: Belediyeler “Ne”dir?
Ontoloji, “varlık nedir?” sorusunu sorar. Belediyelere bu açıdan baktığımızda şu ikilem ortaya çıkar: Belediyeler bağımsız birer varlık mıdır, yoksa devletin uzantıları mı?
Devletin Parçası Olarak Belediye
Thomas Hobbes’un devlet anlayışında, tüm alt yapılar egemen gücün bir parçasıdır. Bu bakışla belediye:
– Kendi başına bir varlık değil
– Leviathan’ın bir organıdır
Bu ontolojik çerçevede özerklik, ancak merkezin izin verdiği ölçüde mümkündür.
Toplumsal Varlık Olarak Belediye
Aristoteles ise polis kavramıyla, siyasal topluluğu insanın doğal uzantısı olarak görür. Bu yaklaşımda belediye:
– Yerel yaşamın doğal sonucudur
– Merkezi yapıdan önce gelir
Burada belediye, ontolojik olarak “yerel olan”ın ifadesidir. Yani varlığı, merkezden değil, toplumsal ihtiyaçtan doğar.
Peki senin gözünde belediye, daha çok hangisine benziyor: Yukarıdan inşa edilmiş bir yapı mı, aşağıdan filizlenen bir organizma mı?
Epistemolojik Perspektif: Kararları Kim, Ne Biliyor?
Bilgi kuramı, “bilgiyi kim üretir ve bu bilgiye neden güvenilir?” sorularını sorar. Belediyelerin özerkliği, bilgiyle doğrudan ilişkilidir.
Yerel Bilgi mi, Merkezi Bilgi mi?
Michel Foucault, bilginin iktidarla iç içe geçtiğini söyler. Bu açıdan bakıldığında:
– Merkezi idare, “genel” bilgiye sahiptir
– Belediyeler ise “yerel” ve deneyimsel bilgi üretir
Kaldırımın nerede çöktüğünü, mahallenin neye ihtiyaç duyduğunu kim daha iyi bilir?
Epistemolojik bir gerilim ortaya çıkar:
– Merkez, standartlaştırılmış veriye güvenir
– Yerel yönetimler bağlamsal bilgiye dayanır
Bu gerilim, özerkliğin sınırlarını belirler.
Bilginin Meşruiyeti
Çağdaş epistemolojide tartışılan önemli bir konu da “bilgiye kimin yetkili olduğu”dur. Belediyelerin kararları çoğu zaman:
– “Yeterince teknik değil” diye eleştirilir
– Ama merkezi kararlar da yerel gerçeklikten kopuk olmakla suçlanır
Burada bilgi, yalnızca doğru olmakla değil; nerede ve kim tarafından üretildiğiyle anlam kazanır.
Sence bir bilginin doğruluğu, onu söyleyenin konumundan bağımsız olabilir mi?
Etik Perspektif: Sorumluluk Kime Ait?
Etik, “ne yapmalıyız?” sorusunu sorar. Belediyelerin özerkliği bu soruyu keskinleştirir: Yerel kararların ahlaki sorumluluğu kimdedir?
Yerinden Yönetim ve Etik Sorumluluk
Immanuel Kant’a göre ahlaki eylem, özerk iradeyle mümkündür. Eğer bir yapı:
– Kendi kararını veremiyorsa
– Sorumluluğu da tam anlamıyla üstlenemez
Bu açıdan bakıldığında, belediyelerin sınırlı özerkliği, etik sorumluluğu da bulanıklaştırır. Bir karar kötü sonuç doğurduğunda:
– Belediye mi suçludur?
– Merkezi idare mi?
Bu belirsizlik, ahlaki hesap verebilirliği zayıflatır.
Faydacılık ve Yerel İyi
John Stuart Mill’in faydacılığı ise “en çok sayıda insan için en çok iyilik” ilkesini savunur. Yerel yönetimler:
– Yerel faydayı daha hızlı gözetebilir
– Ancak ulusal çıkarla çatışabilir
Bu noktada etik bir ikilem doğar: Yerelin iyiliği mi, bütünün dengesi mi?
Sen olsan, hangisini öncelemeyi adil bulurdun?
Türkiye Bağlamında Güncel Felsefi Tartışmalar
Türkiye’de belediyelerin özerkliği tartışması, son yıllarda yalnızca hukuki değil; felsefi bir içerik de kazanmıştır.
Vesayet Tartışmaları
Merkezi idarenin belediyeler üzerindeki denetimi:
– Güvenlik
– Bütünlük
– Kamu yararı
gibi gerekçelerle savunulur. Ancak eleştiriler şunu sorar: Denetim nerede biter, vesayet nerede başlar?
Bu soru, Hannah Arendt’in “kamusal alan” anlayışıyla kesişir. Arendt’e göre siyaset, insanların birlikte konuşabildiği ve karar alabildiği bir alandır. Eğer bu alan daraltılırsa:
– Siyaset yönetmeye
– Yurttaşlık ise izlemeye dönüşür
Belediyeler, bu kamusal alanın yerel ölçekteki taşıyıcıları değil midir?
Teorik Modeller: Federalizm, Üniterlik ve Ara Formlar
Felsefi literatürde özerklik, siyasal modellerle birlikte düşünülür:
– Federal modeller: Yerel varlık güçlüdür
– Üniter modeller: Merkez baskındır
– Hibrit modeller: Özerklik işlevseldir ama sınırlıdır
Türkiye, üniter bir yapıya sahiptir. Ancak çağdaş siyaset felsefesi, üniter yapılar içinde de anlamlı özerklik alanlarının mümkün olduğunu savunur.
Burada soru şudur: Özerklik, mutlaka siyasi bir kopuş mu gerektirir, yoksa etik ve epistemik bir alan olarak da var olabilir mi?
Kişisel Bir Duraklama
Bazen bir parkta otururken, o parkın bankını kimin yaptığını düşünürüm. Belediye mi, bakanlık mı? Ama daha önemlisi şu: O bankın orada olmasına kim karar verdi? Bu karar, o semtte yaşayanların bilgisiyle mi alındı, yoksa uzaktan bakarak mı?
Bu küçük sorular, büyük felsefi tartışmaların günlük hayattaki izdüşümüdür.
Sonuç Yerine: Özerklik Bir Durum mu, Bir Süreç mi?
Türkiye’de belediyeler özerk mi? sorusu, evet ya da hayırla kapanmaz. Ontolojik olarak belediyeler hem devletin parçası hem de yerelin ifadesidir. Epistemolojik olarak yerel bilgiyle merkezi bilginin geriliminde var olurlar. Etik açıdan ise sorumluluk ile yetki arasındaki boşlukta sınanırlar.
Belki de asıl soru şudur: Özerklik, bir yapıya verilen hazır bir özellik mi, yoksa sürekli yeniden müzakere edilen bir ilişki mi?
Yazıyı kapatırken sana iki soru bırakmak istiyorum:
Yerel kararların seni ne kadar temsil ettiğini hissediyorsun? Ve bir gün gerçekten “kendi yasasını koyan” bir yerel yapı mümkün olsaydı, bunun sorumluluğunu almaya hazır olur muydun?